Düz, dümdüz... Çarşamba, Ekim 07, 2009 |
Gitmeye taktı bu aralar. Sıkıştığını hissediyor, her geçen gün daha huzursuz edici bir hâl alıyor durum.
Elini kolunu bağlayan bunca şey olmasa çoktan giderdi... Nereye gideceği o kadar da mühim değil, önemli olan gitmek.
Her gün aynı şeyler... Aynı saatte kalkıyor, aynı saatte işe gidiyor, aynı şeyleri yapıyor ve aynı yoldan dönüyor evine. Arada bir çizgiden çıkmaya kalktığında aynı hızla kolundan, bacağından çekiyor hayat ve tekrar hizaya sokuyor.
Belki yalnız kalsa, belki yalnız uyansa bir süre güne... Bedenine bunca hapsolmuşken ruhunu çıkarıp özgür kılmak ne kadar zor...
Küçük mutluluklara taktı bu aralar. Öyle bir salak oluyor, görseniz. Tüm gün onlarla avunuyor. Aman tanrım, ne kadar da güzel çikolata... Ah, hâlâ çocuk, hâlâ saf.
Küçük aksiliklere takıyor sonra, onca dert varken başında. Ah, hâlâ kontrol etmesini öğrenemedi öfkesini.
Düz, dümdüz bir hayat yaşıyor olmasına taktı aslında. Biraz dağılsın istiyor ortalık, bir fırtına kopsa... Kendi Bukovskisini bulmaya ihtiyacı var belli ki. Binbir gece bu aralar yoruyor.


