<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=30242405&amp;blogName=N%C3%A2m%C3%BCsait+Apokaliptik+Yayla&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fyamook-s.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fyamook-s.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>

Yazar Hakkında

"havaalanlarında, süpermarketlerde unutulan/kaybolan küçük, "hiperaktif", "siberaktif" bir çocuk"

nâmüsait apokaliptik yaylaya yayılmış kısa saçlı (y)ampirik heidi:

"şair burada heidi kızımızın bir gününden bahsetmektedir. bu heidi kızımız o gün içkiyi fazla kaçırmış olmasından sebep yolunu şaşırmış ve kendini bi' anda namüsait apokaliptik yayla'da bulmuştur. "madem küresel ısınma var neden yaylada uzun bir yürüyüşe çıkmayayım ki" der ve o yürüyüşün sonunda çimenlerin üzerine boylu boyunca uzanır. ve olaylar gelişir..."

Başucu Siteleri

son on zırva

zamanın ötesindeki yazıları

Ben bunu nasıl yaptım?! Çarşamba, Temmuz 01, 2009 |

Haftada bir kestim tırnaklarını. Törpüledim sonra, etine batmasın diye. Gözünü kapadım, uyu artık diye. Gördüğün kâbuslardan sonra kalbin küt küt atarak uyandın, ben senden daha çok korktum.

Korkularımla yüzleşme pahasına, defalarca, her gece hiç bıkmadan, usanmadan odanın kapısında durup göğsünün inip kalkışını kontrol ettim, kalbimin atışının seni uyandırmasından korkarak.

***

Aylar boyunca adımla seslemedin bana hiç... Bağırdığında sakinleşesin diye ellerinden tutup oturdum yanına, duvara baktım hiç konuşmadan. Tık diye ses gelse uyandım, tavşan uykularına yattım.

Haftada bir kestim tırnaklarını. Dokundum ellerine... Tuttum sıkı sıkı. Yolunu bulamadığında ben gösterdim yönünü küçücük evimizde.

Haftada bir kestim tırnaklarını ama hiç çekmedim fotoğrafını ellerinin.

Elinden tutarak sofraya oturttum seni ama çekmedim ellerini.

***

Mavi benekleri olan güzel gri gözlerini inceledim uzun uzun, öğle güneşi vurmuş yüzüne bakıp; ama hiç çekmedim gözlerinin fotoğrafını.

Biçimli çenene, gür kaşlarına, düzgün burnuna baktım... Yıllar öncesine.

İşaret parmaklarınla sertçe vurduğun daktilonun tuşlarının sesi ile uykuya daldım senelerce ve o sesle uyandım tüm okul günlerime.

Ellerinle hazırladığın kahvaltılarla çıktım yola her sabah. Karşıdan karşıya geçerken olur da kaçıveririm elinden diye, sıkı sıkı kavradığın ellerimle dokundum sana.

Yılların etkisi ile kenarları aşınmış mermer merdivenlerden düşerim diye her seferinde seninle çıktım o uzun yola el ele.

Tramvay geçerken yine o ellerinle diğer tarafına aldın beni.

ve ben, hiç çekmedim senin ellerinin fotoğrafını.

Hiç.

Ben bunu nasıl yaptım?!!

***

Çayını kaç şekerli içtiğini bile bilmediğim bir sürü insanın fotoğrafını çektim. Salatayı nasıl sevdiğini bilmediğim bir sürü insanın...

Haşlanmış yumurtamı nasıl yemekten hoşlandığımı bilmeyen bir sürü insanın çektim fotoğrafını... ve hayatında hiç daktiloda yazı yazmamış insanların.

Senin ellerinin fotoğrafını çekmedim hiç.

Hiç!

***

Yumurtayı hiçbir zaman kayısı kıvamında yapamayacak insanların, kızı için bir kez bile yumurta haşlamayacak ve hayatı boyunca hiç kızı olmayacak insanların fotoğrafını çektim; ama senin ellerinin, o uzun, ince, biçimli parmaklarının fotoğrafını çekmedim.

Hayatı boyunca kızı ile asla otostop yapmayacak insanların fotoğrafını çektim. Hayatı boyunca kızının yanına hiçbir zaman müziği duyup dans ederek gelmeyecek erkeklerin ve hayatı boyunca hiçbir zaman daktilo sesi ile güne uyanmayacak kadınların…

Ben bunu nasıl yaptım Baba?!