<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=30242405&amp;blogName=N%C3%A2m%C3%BCsait+Apokaliptik+Yayla&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fyamook-s.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fyamook-s.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>

Yazar Hakkında

"havaalanlarında, süpermarketlerde unutulan/kaybolan küçük, "hiperaktif", "siberaktif" bir çocuk"

nâmüsait apokaliptik yaylaya yayılmış kısa saçlı (y)ampirik heidi:

"şair burada heidi kızımızın bir gününden bahsetmektedir. bu heidi kızımız o gün içkiyi fazla kaçırmış olmasından sebep yolunu şaşırmış ve kendini bi' anda namüsait apokaliptik yayla'da bulmuştur. "madem küresel ısınma var neden yaylada uzun bir yürüyüşe çıkmayayım ki" der ve o yürüyüşün sonunda çimenlerin üzerine boylu boyunca uzanır. ve olaylar gelişir..."

Başucu Siteleri

son on zırva

zamanın ötesindeki yazıları

Aklını seveyim! Salı, Haziran 16, 2009 |

Neymiş efendim, içi sıkılıyormuş, neymiş efendim böyle göğsüne göğsüne bir sıkıntı çöküyormuş. Evrenin işi gücü yok da sadece gelip seni boğacak...

Sen hayata ne veriyorsun ki ne almayı bekliyorsun. Kollarını açmış seni bekleyen beyaz atlı prensler, dolgun bir maaş vermek için kapına dizilen patronları ancak hayalinde görürsün.

Kırıp kıçını oturur ve kalkmazsan yerinden, ne arzuladığın hayata ne de ağzına sakız ettiğin ve aslında ne olduğunu bile tam anlamı ile bilmediğin huzura kavuşabilirsin.

Huysuz, sinirli, memnuniyetsiz olup, bir de üzerine üstlük şükretmeyen adamın ne zaman hayatta başarıya ulaştığını gördün?

Kalk, silkelen, kendine gel. Azıcık efendi, azıcık hoşgörülü, azıcık da bağışlayıcı olsan neler olacak bir bilsen...

Şişşth, sözüm sana. Bakma etrafına, aranma bunlar kime söyleniyor diye. Evet sen!

Kendine adil olduğun kadar çevrene de o derece adil olabilsen, sıyırmasan kendini, çuvaldızı kendine de batıracak kadar cesur olsan bunlar gelmeyecek başına.

Bir sen mi akıllısın yani? Peh! Aklını seveyim senin...

Tık tık tık |

Sakin, sessiz bir yaz akşamında blogun kapısını araladım ve içeri girdim. Oh! Bir ferahlık, bir rahatlık anlatamam.

İnsanın kendi evi gibisi yok. Buranın tadı bir başka.