Ne ki şimdi bu?

Bu blog 2005 yılının Mayıs ayından beri tutuluyor. Kayıtların bir kısmı elimizde olmayan nedenlerle silindi. Kullanıcı Blogger ailesine 2008 yılında katılmış gibi görünüyor olabilir, siz ona inanmayın. Hem yazı hem fotoğraf olsun, bu ne kuru blog derseniz sizi Çalışmak Adamın Karakterini Bozar adlı Tumblr blogumuza alabiliriz.


Pazar, Haziran 03, 2012

Geçen gece

Dün gece başıma garip bir şey geldi. Blog'da anlattım. Buradan okuyabilirsiniz.

Posted via email from elkeschmitter's posterous

Cuma, Mayıs 11, 2012

Yazlık haleti ruhiyeler

"Psikolojik açıdan yaza hazırlanmanın bir yolu yordamı var mıdır acaba? Yazlık giysiler gibi püfür püfür yazlık haleti ruhiyeler olsa mesela, üzerime giyince ferahlasam da bu yaz güzel geçse…"

-
via @dreamsact (Halid S. Şimşek)

Yazının tamamı için buraya, Twitter profiline ulaşmak için buna tıklayın.

Posted via email from elkeschmitter's posterous

Pazar, Mayıs 06, 2012

Bugün çıkıp bir adamı sevip gelmesi ne zor, bir bilseniz…

* Taslak. Sondan birkaç önce

Allah belamı versin, çok sevdim ve nasıl sevindim. Bir gün -hangi gün sahi- daha önce hiç gitmişliğim de olmadığından üç beş parça eşya ile sadece kendini alıp gitmelerini sevdim.
Gelmelerini de sevdim; pek gelmediğinden hakkını vere vere sevebildim denemez ama vallahi de billahi de çok aşık olmuştum. Şartlar oraya getirmişti beni.

Sevmem gerekiyordu. Başka şansım yoktu. Üzerinde tepindiğim dünyada başka hiçbir erkek kalmamıştı ve benim ölesiye aşık olmaya ihtiyacım vardı. Üstelik noktalama işaretlerinden sonra bir boşluk veriyordu.

Bir gün çok mu güzel gülümsedi de baktım yüzüne, bilmiyorum. Bir anda parmak ucuna mı değdi kolum?
Açılın, o parmak uçları benim! Çabuk çekin dudaklarınızı onu ağzından. Ve hadi gidip ağlayın başka adamların kollarında. Size sözüm olsun, saçlarınızı okşamalarını sağlayacağım.
En çok anladığını zannetmek güzeldi. Bi adamı seviyorsun ve tam o sırada, tesadüf bu ya, onu anladığını zannediyorsun. Ne muhteşem! Evet, evet, tam da düşündüğün gibi demek istedi, değil mi? Ne saflık! ve yüzük parmağını tutması ne güzel.
“Gün geçmiyor ki gün geçmesin” günlerinde onu düşünmek, anlamak ve başka kadınlar için kazandığı tüm sevaplarını affetmek de güzel geldi zamanla. Bi’ kere, aşık olmak çok güzeldi lan.
Bugün çıkıp bir adamı sevip gelmesi ne zor bir bilseniz…
Tek sorun istediği kadar kötü bir adam olamamasıydı. Üstelik ne acı ki, işleyebileceği tüm günahlar da, daha önce çok defa keşfedilmiş, haneye artı point olarak yazılmıştı. ve o, ne yaparsa yapsın, aslında amel defterinde sürprize yer yoktu.
Oysaki tam bir günahkar gibi dizilmişti dişleri. Ne şansızlık!
Mikail’e küfrede küfrede yürüdüğü soğuk sokaklarda olması bile onun suçu değildi. Kim, o soğukta kendini ısıtacak kadar gözyaşı yokken, gidip bile isteye üzer kendini? Kötü insanlar yapamaz bunu, eminim! Hele ki saçlarının arasına serpilmiş o beyazlarla, asla!
Tekrar. Tek suçu bol bol Mikail’e sövdüğü bir coğrafyaya yerleşmesi miydi? Hayır, bu değildi affedilemez olan.
Açılın! Hasta kendini affedemiyor, nabzı hızla azalıyor doktor.
Bir gece yarısı çalmıştı telefon. Takati yoktu ama yine de telefona mı sarılmıştı, son bir özür için tüm sevdiği kadınlardan, bilmiyorum. Geceydi ve o, tam da geceye yakışır bir sarhoştu. Sabah oldu sonra. “Evet” dedi. “Seni de…”
En çok o gün üzülmüştüm doktor. En çok o gün…
PS: Dixi et salvavi animam meam

Posted via email from elkeschmitter's posterous

Çarşamba, Nisan 25, 2012

Uykusuz

Uykusuz bir gece ve sabah hiçbir şey olmamış gibi, hafifçe kırışmış çarşafların içinden çıkıp güne başlamak. Ağızda bir önceki geceden kalma tatsızlık; hayır, kekremsi ya da buruk değil, sadece uykusuz geceden kalma işte; hiçbir özelliği yok.
Tanımsız.

Defalarca kez tekrarlanmış melodiler, gecenin kendisi bile loop’ta. Birden fazla taslak ve yine kendine saklanan itiraflar.

Açılın! Vücut ısısı yükseliyor gitgide, nefes alamıyor. Nabız? Muhtemelen normal ve hatta sıradan.

Bugün kimin doğum günü? Bilmiyor ama kutlu olsun istiyor. Pasta da kessinler, mum üfletsinler. Belki uzun uzun da sarılırlar birbirlerine, kimbilir?

Açılın! Yarayı sarmak için yeterli vakit yok. Alelade bir bandaj belki, tam göğüs hizasından, boydan boya…

Yıl 2012, yer Dünya.

Pazar, Nisan 08, 2012

Müfit

Bugün, bir romanda karşılaşsam “atma recep, din kardeşiyiz” diyebileceğim biriyle tanıştım. Tanıştım dediğim, ilkokul arkadaşımın doğum günü & bahçe partisinde aramızda bulunmayan ama tüm gece boyunca sofranın en önemli konusu olduğundan hayatı hakkında enteresan bilgiler edindiğim biri. Adı Müfit. Sanırım Alman Lisesi’nden. Tahminen 81 ya da 82 doğumlu.

Müfit, eczacılık okumuş ve çok zorlamayıp eczacı olmuş. Sakin, içe dönük… Müzikle uğraşıyor bir yandan. O kadar uzun süre kendi başına zaman geçirmiş ki, müziğe olan sevgisi ile yeteneği birleşince ortaya güzel bir şeyler çıkmaya başlamış.

Ona göre her şeyin en büyüğü, en iyisi. Özellikle elektrikle çalışan şeyler. Hani normalde bir şeyin çok fonksiyonlu ve daha küçük olanı daha makbuldür ya, ona göre değil. Toplamda olsa olsa 50 metrekare kadar evinde klimanın, klavyenin (müzik) en büyüğü var. Temizlik kavramı ile ilişkisi biraz sorunlu ancak pis olduğundan değil, pis olduğunu anlamadığından. Abi burası çok pis dediğinde bir arkadaşı, “pis olduğunda söyle bana, temizlerim ben, çünkü pislendiğini farketmiyorum” diyen, uyumlu bir çocuk aynı zamanda. (gerçekten de temizliyormuş üstelik)

Müfit’in çocukluğu biraz travmatik. Anne figürü erken yaşta kaybedilmiş, hayatında var ile yok arasında. Kardeşi lösemi olmuş. Baba oğlunu sevse de, ona bakabilecek yetkinliği edinememiş. Oğlunu seviyor, ona eliyle “havuçlu” sandöviç hazırlayacak kadar. Tabii havuç bütün halinde ekmeğin arasına konmasa, daha iyi olacak.

Arkadaşları tarafından çok seviliyor Müfit. 20 kişilik bir partide, önceden tanımadığı tek bir kişi olsa dahi, partiye icabet etmeyeceğinden bu etkinliğe de katılmamış ancak masada bulunan arkadaşlarından 5’i (G, U, O, B ve M.) gece sonunda ona gitmeye kararlıydı. Tabii telefonunu kapatmamış olsaydı. 

Özetle, dün geceden aklımda kalan şahsına münhasır biri Müfit. Aklımdan uçup gitmesin, bir yere yazayım istedim. Başka bir gün de Ruanda (Rwanda) hakkında yazacağım inşallah.